<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Cansu Fırıncı</title>
	<atom:link href="http://cansufirinci.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://cansufirinci.wordpress.com</link>
	<description>Carpe Diem</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jan 2012 13:01:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='cansufirinci.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Cansu Fırıncı</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://cansufirinci.wordpress.com/osd.xml" title="Cansu Fırıncı" />
	<atom:link rel='hub' href='http://cansufirinci.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Kaan Arslanoğlu Röportajı: &#8216;Bu roman devrimci ruhu çağırıyor!&#8217; (Röportaj: Cansu Fırıncı)</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2012/01/06/kaan-arslanoglu-roportaji-bu-roman-devrimci-ruhu-cagiriyor-roportaj-cansu-firinci/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2012/01/06/kaan-arslanoglu-roportaji-bu-roman-devrimci-ruhu-cagiriyor-roportaj-cansu-firinci/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 09:55:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar-söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Mert]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaan Arslanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ve Sol]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon Klübü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Komünist Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=938</guid>
		<description><![CDATA[Bu röportaj Bir Gün gazetesinin Kitap Eki&#8217;nde yayımlandı. Röportaj: Cansu Fırıncı &#160; Yazarın bir roman kahramanı olarak kendisini seçmesi, ilgi çekici bir deneyim olsa gerek. İlgi çekici,  bir  o kadar da riskli…Böyle bir yönteme seni yönelten şey ne oldu acaba son romanında? Neden bir kurgu karakter değil de sen çıktın karşımıza? Türkiye sol hareketinde var [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=938&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportaj Bir Gün gazetesinin Kitap Eki&#8217;nde yayımlandı.</p>
<p>Röportaj: Cansu Fırıncı</p>
<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2012/01/resim-006.jpg"><img class="alignleft  wp-image-939" title="SANYO DIGITAL CAMERA" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2012/01/resim-006.jpg?w=209&#038;h=156" alt="" width="209" height="156" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Yazarın bir roman kahramanı olarak kendisini seçmesi, ilgi çekici bir deneyim olsa gerek. İlgi çekici,  bir  o kadar da riskli…</em><em>Böyle bir yönteme seni yönelten şey ne oldu acaba son romanında? Neden bir kurgu karakter değil de sen çıktın karşımıza?</em></p>
<p>Türkiye sol hareketinde var gibi görünse de aslında tartışma yok. Derinlemesine kuramsal araştırma da yetersiz. Bu konuda büyük rahatsızlık duyuyor ve herkesinkinden hayli farklı fikirlerimi her yolla anlatmaya çalışıyorum.<span id="more-938"></span> İnsanlara makalelerle de sesleniyorum. Fakat romanları da o yolda kullanmaya başladım. “Kişilikler” romanıyla ufaktan başladım özgün fikirlerimi romanla aktarmaya, fakat “Yoldaki İşaretler” de iş tam mecrasına girdi. Turgay Fişekçi buna “düşünce romanı diyor. İtirazım yok. Ayrıca bunu ilk deneyen ben değilim. Dünyada ve bizde birçok romancı ideolojik politik görüşlerini roman yoluyla aktarmayı denemiş. Fakat bunlar belli bir yoğunluğun üstüne çıkınca, kurguyu zorlamaya başlıyor. Roman çirkinleşiyor. Hafif hafif,  derinden görüş aktarmak kolay da, yoğunlaşınca bu görüş aktarımı, roman romanlıktan çıkıyor. Bunun altından sağlam çıkanı doğrusunu istersen şimdiye dek görmedim. İşte romana kendimi de başlı başına bir karakter olarak katmak o sorunu büyük ölçüde çözdü. Kendimi doğrudan kendime anlattırıyorum ve böylece yapaylık kalmıyor. Karakterin oturmamışlığı sorunu kalmıyor. Bir pratik çözüm. Başka bir amacı yoktu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Reenkarnasyon gibi metafizik bir alanı kullanarak &#8220;devrimcilik&#8221;in bugününü, dününü ve belki de geleceğini tartışmaya açıyorsun.Aynı topraklardan 30 yıl önce devrimciler çıkıyordu. Şimdiyse cemaatçiler çıkıyor. Metafizik bir inanışı romanın konusu yaparak materyalistlere sesleniyorsun? Bu kurguda amaçladığın şey nedir?</em></p>
<p>O da tamamen bir araç. Doğrudan somut bir soyutlama yöntemi. Bu soyutlama, ki her soyutlama bu anlamda maddiyatçılıktan biraz uzaklaşmaktır, maddi bir gerçekliği, kişiliklerin hayat koşullarında, ortam koşullarında değişimi ve tepkileri meselesini okurlara ilgi çekerek anlatmanın bir yolu. Maddiyatı daha iyi kavratmak için, gerçeği daha iyi anlamak ve anlatmak için soyutlama yapar zaten  insan. Maddi gerçekten uzaklaşır gibi olur, ama onu daha iyi kavramanın da yolunu bulur. Felsefe budur, diyalektik budur. Öte yandan materyalistler de bayılır böyle şeylere. Konu dağılır ve uzar diye ayrıntıya girmeyeyim. En keskin materyalistte bile inançlı bir yan vardır. Dinsel inanç olması gerekmiyor bunun. Maneviyat diyelim, ruh diyelim, maddi gerçeği aşan hayaller kurma diyelim. Başka bir açıdan tarihi kişilikleri en gerçekçi olarak ele almanın yolu gibi göründü sonuç olarak bana  bu yöntem. O tarihi kişilik o şartlarda ne yapmış zaten az çok biliyoruz. Şimdi olsa ne yapardı? Önemli olan bu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Romanda açıkça Türkiye Komünist Partisi&#8217;ne üye bir karakter var. Partili yaşamdan türemiş olan pek çok kavram kullanıyorsun.Hatta yalnızca Türkiye Komünist Partisi üyelerinin anlayabileceği&#8221; parti içi&#8221; espriler bile var. Bu romanı partililer için mi yazdın?Örgütlü hayat tecrübesi olmayan okurlar da anlayabilir mi sence romanını? Oysa ana karakterler itibarıyla hedef kitlende inançlı ama önyargılı olmayan okurlar da var gibi?</em></p>
<p>Bir arkadaş (Ali Mert) eleştirisinde böyle şeyler demiş. Oysa alakası yok. Bu bir iç dil romanı değil. Politikayla hiç ilgilenmeyenler de okuyor ve gayet iyi anlıyor. Bugüne kadarki geri bildirimlerden biliyorum bunu, kesin olarak biliyorum. Ayrıca sonra değişir mi bilmem, bugüne dek okuyanların çoğu parti dışından insanlar. Beğenme veya anlama oranları aşağı yukarı aynı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Reenkarne olduğunu söyleyen karakterlerinden birisi Mustafa Kemal&#8217;in ruhunu taşıdığını söylüyor. Ve şimdiki yaşamında bir ayakkabı tamircisi.Romanın sonundaki sürprizle karşılaştığımızdaysa bu karakterin romandaki varlığının sosyalistlere çok ciddi eleştiriler yönelttiğini anlıyoruz. Sosyalistlerin içinde hesaplaşamadıkları bir Mustafa Kemal miti mi var hâlâ sence?</em></p>
<p>Aslında 80 öncesindeki büyük sosyalist grupların geleneğinden gelenlerde Mustafa Kemal sorunu bence genelde doğru yerine konuyor. Bir burjuva devrimcisi Atatürk ve bu devrimciye, bu devrime saygı duyuluyor. Takdir ediliyor. Fakat bir yere kadar. Bizler Kemalist değiliz. Burjuva devriminin sınırlarını bildiğimiz gibi, süreç içinde bunun da bittiğini görüyoruz. Belki devrimin bitiş  tarihinde anlaşamıyoruz. 1924’de mi bitti devrim, otuzlu yıllarda mı. Çok da önemli değil. Ama bu görüşleri de irdelemek son derece önemli. Çünkü fıkradaki gibi biz darı olmadığımızı biliyoruz da tavuk biliyor mu? Nitekim körü körüne Mustafa Kemal düşmanlığı yapmadığımızda birileri bizi Kemalist görmeye, göstermeye başlıyor. Kemalistler de bizleri Kemalizmle barışık solcular olarak göstermeye, bizim sağladığımız kazanımları , saygınlığı Kemalizmin deresine akıtmaya çalışıyor. İkisine de direnmek hayati önem taşıyor, çünkü bu bağımsız sosyalizmin yoludur. Ve dışımızdaki bu her iki kanat da aslında azılı sosyalizm düşmanlarıdır. Ayrıca Kemalizm aşırı sosyalizm düşmanlığı anlamına gelir. Adını koymak zorundayız.</p>
<p><em>Romanda daha önceki kitaplarında da işlediğin &#8220;insanın sosyalizm için yeterli evrimsel gelişmeyi gösteremediği&#8221; tezi var. Aslında bu kitabın bir tez roman tam anlamıyla, sosyalizmin Kemalizm ile olan imtihanından, din ve sosyalizm ilişkisine, insanın geçirdiği evrimsel aşamaların ve geldiği noktanın sosyalistlerin önüne diktiği engellere kadar pek çok tez tartışılıyor roman boyunca. Hatta Marksizmi insanı, serüveninin çok küçük bir kesimini göz önünde tutarak anlamaya çalışmakla eleştiriyorsun. Sosyalist çevrelerden ne gibi tepki aldın romanındaki bu fazlasıyla cüretli tezlerinin ardından? Ya da tepki aldın mı?</em></p>
<p>Demin dedim ya, ilk romanlarım “Devrimciler” , “Çağrısız Hayalim”, “Öteki Kayıp” politik romanlardı. Politik psikolojik romanlar diyebiliriz. Sonra Öteki Kayıp”la polisiye gerilim ögesini, “Kişilikler” den başlayarak da ufaktan düşünsel roman arayışını kattım romanlarıma. “Karşıdevrimciler” de polisiye gerilim unsuru tekrar ağırlık kazandı. Bu son romanda hem o var hem de düşünce çarpışmaları var. Tabii dediğin gibi bu evrimsel gelişme sorunu, insanın zekaca yetersizliği temel problemimiz bolca işlenmeye başladı son romanlarımda da. Dine karşı sosyalistlerin daha esnek ve kapsayıcı bir tutum alması gerektiği tezim de ona bağlı. Sonra dünyanın bitmesi problemi var. Sosyalistlerin genelde gelecek planlarında yok saydığı gerçeklik. Şimdi bunlara fazlasıyla cüretli tezler diyorsun da, tabii bir sürü olumsuz tepki alıyorum. Fakat olumsuz tepkiler giderek azalıyor biliyor musun. Sosyalistler açık açık kabul etmeseler de belli bir birikimle, öncelikle sezgi yoluyla bu gerçekleri görmeye başladılar. Tam kabul etmeleri için bir şeylerin daha maddi anlamda kafalarına dank etmesi gerekiyor. İşte o zaman hele soyadları “ton”la, “son”la, “ser” le biten bazı düşünürler bunları yazdığında herkes kabul edecek. En çok on on beş yılı var.</p>
<p><em>Esprili bir şekilde yorumlayacak olursak, &#8220;Ey ruh geldiysen üç kere tıkla&#8221; diyerek topraklarda kurumaya yüz tutmuş olan devrimci ruhu çağırıyorsun diyebilir miyiz bu romanda? Ve  bu ruh bugün hayatının bir döneminde cemaatlere bulaşmış, inançlı ama aklını kapatmamayı başarmış olanların solculara kulak vermesiyle mi dirilecek sana göre?</em></p>
<p>Sondan başlarsam, vicdanlı ve fedakar insanların büyük çoğunluğu geçmişte solcu-sosyalist oluyordu. Şimdi daha çok dindar oluyor, bir bölümü milliyetçi oluyor, en az oranda da sosyalist oluyor. Bir zaman gelecek oran yine tersine dönecek. Benim demek istediğim o. Bugün dindar olanların kendileri veya çok benzerleri tekrar sosyalist olacak. Olmak zorunda. İsterlerse hem dindar hem sosyalist olsunlar .</p>
<p>Daha önce de romanı ilk okuduğunda “bu roman devrimci ruhu çağırıyor” demiştin. Başka bir söyleşide de ifade ettim, şimdiye dek roman hakkında duyduğum en güzel cümleydi bu. Bunu başarmışsam başarmışım demektir, amacım tam da buydu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/938/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/938/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/938/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/938/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/938/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/938/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/938/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/938/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/938/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/938/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/938/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/938/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/938/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/938/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=938&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2012/01/06/kaan-arslanoglu-roportaji-bu-roman-devrimci-ruhu-cagiriyor-roportaj-cansu-firinci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2012/01/resim-006.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">SANYO DIGITAL CAMERA</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ali Çatalbaş Röportajı: ‘Bir ailenin yoksul olmasıyla aydınlanmaya sırtını dönmüş olması aynı şey değil. ’ (Röportaj: Cansu Fırıncı)</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/12/28/ali-catalbas-roportaji-bir-ailenin-yoksul-olmasiyla-aydinlanmaya-sirtini-donmus-olmasi-ayni-sey-degil-roportaj-cansu-firinci/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/12/28/ali-catalbas-roportaji-bir-ailenin-yoksul-olmasiyla-aydinlanmaya-sirtini-donmus-olmasi-ayni-sey-degil-roportaj-cansu-firinci/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 00:58:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar-söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Çatalbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimden Sonra]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhan Şensoy]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kolpaçino]]></category>
		<category><![CDATA[Kolpaçino Bomba]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaoyuncular]]></category>
		<category><![CDATA[Pardon]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Tiyatrosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=928</guid>
		<description><![CDATA[Bu röportaj sol kültür sitesinde yayımlandı. Röportaj: Cansu Fırıncı Son dönemde Devrimden Sonra, Pardon, Kolpaçino ve Kolpaçino Bomba filmleriyle seyirci karşısına çıkan, Ortaoyuncular tiyatrosunda İstanbul’u satıyorum, Soyut Padişah, Çok Tuhaf Soruşturma gibi pek çok oyundaki yüksek performansıyla tanıdığımız başarılı oyuncu Ali Çatalbaş bu kez tek kişilik bir oyunla “Kötü Çocuk” ile seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Yeni [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=928&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportaj sol kültür sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Röportaj: Cansu Fırıncı</p>
<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/12/img_5657.jpg"><img class="alignleft  wp-image-931" title="IMG_5657" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/12/img_5657.jpg?w=298&#038;h=198" alt="" width="298" height="198" /></a></p>
<p><strong>Son dönemde Devrimden Sonra, Pardon, Kolpaçino ve Kolpaçino Bomba filmleriyle seyirci karşısına çıkan, Ortaoyuncular tiyatrosunda İstanbul’u satıyorum, Soyut Padişah, Çok Tuhaf Soruşturma gibi pek çok oyundaki yüksek performansıyla tanıdığımız başarılı oyuncu Ali Çatalbaş bu kez tek kişilik bir oyunla “Kötü Çocuk” ile seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Yeni oyununun hemen arefesinde küçük bir röportaj gerçekleştirdik kendisiyle&#8230;<span id="more-928"></span></strong></p>
<p><em>Ali Çatalbaş’ı Ortaoyuncular’dan tanıyoruz daha çok. Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin ile birlikte rol aldığı pek çok oyundan. Son zamanlarda sinema filmleriyle de seyirciyle buluşmaya başladı. Beyazperde ister istemez daha büyük bir tanınırlığı da beraberinde getiriyor&#8230; Biz dilerseniz Ortaoyunculardan başlayalım sohbetimize.</em></p>
<p>1987’de Ferhan Şensoy’un açtığı Nöbetçi Tiyatro sınavına girdim ve kazandım. 1989’da İstanbul’u satıyorum oyunu ile profesyonel oldum. Münir Özkul da vardı o zaman tiyatroda. Askerlik sürem dışında da hep o tiyatroda rol aldım. Ekip olarak sinema filmi de yaptık&#8230;</p>
<p><em>Çok Tuhaf Soruşturma oyununu &#8220;Pardon&#8221; olarak sinema perdesine de uyarladınız. Film oldukça büyük bir ilgi gördü. Oyun da aynı ilgiyi görmüş müydü oynadığınız dönemde?</em></p>
<p>Evet, aslında oyun da aynı ilgiyi görmüştü. Oyunda Tuncel Kurtiz de vardı biliyorsun. İnsanlar dvdlerini alıp hem oyunu hem de filmi izliyorlar. Kıyaslıyorlar birbiri ile.</p>
<p><em>Ben oyunu daha çok beğenmiştim&#8230;<br />
</em><br />
Evet, genelde izleyenler böyle söylüyor. Oyun daha çok beğeniliyor.</p>
<p><em>Ortaoyuncular tiyatrosundaki oyunların dışında 2006 yılında tek kişilik bir oyunla da çıktınız seyircinin karşısında. 2011 yılında bu oyunu yeniden sahnelemeye başlıyorsunuz. Biraz tek kişilik oyununuzun çıkış sürecini anlatır mısınız bize?</em></p>
<p>Aslında ben oyunu yazmadan önce öykü yazmaya başlamıştım. Kafamda biriken de pek çok şey vardı aynı konuda. Ben Gültepe’de yetiştim. Çok maceralı bir yer tabii. Gecekondu mahallesi. Oradan çıkıp kendini bulma sürecinde şekillendi aslında diyebilirim. Neticede hiçbirimiz tam anlamıyla kent soylu değiliz. Hepimizin anne babası bir yerlerden kalkıp geldi kente. Ve çok şeyin geleneksel olarak konuşulmasının, anlatılmasının mümkün olmadığı yerlerde yetiştik. Cinsellik de böyle bir konuydu. İnsanlar bir araya geldiklerinde konuşuyor güya ama sağlıklı bir bilgilendirme olduğunu söylemek de mümkün değil.</p>
<p>Kötü Çocuk isimli oyunumda cinsellik tabusunu işliyorum. Bu konuda sorunları olan birisi psikiyatra gidiyor. Ondan pek hazzetmiyor ve bu sorunu ben kendim çözeceğim diyor.</p>
<p><em>Peki neden pek çok tabu içerisinden cinsellik?<br />
</em><br />
Öncelikle Ortaoyuncular geleneğinden gelen birisi olarak benim seyircinin kimi duygularını, merak duygusunu istismar etmek gibi bir amacım olamaz. Pek çok şey anlatılabilirdi elbette. Ancak ben bu konunun önemli olduğunu ve özellikle de gençler arasında bu konunun rahatça konuşulabilmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><em>Kimi çevrelerin tepkisini üzerinizde toplamaktan korkmuyor musunuz peki?<br />
</em><br />
Aslında bu oyun, izleyince göreceksiniz, çok masum bir oyun. Gerçi insanlar o kadar baskılanmışlar ki bu konuda, 2006 yılında üniversitede oynadığım sırada kimi gençleri utandıklarını bile gördüm, korkup korkmadığım soruluyorsa, ülkem adına üzülürüm&#8230;</p>
<p><em>Gültepe’de, bir gecekondu mahallesinde yetiştiniz, oradan da Türkiye’nin en kentsoylu tiyatrolarından birinde oyuncu oldunuz, ardından tek kişilik bir oyunla cinsellik tabusunu<br />
işleyen bir oyun sahneye koydunuz. Kat edilen bu uzun yol nerelerden beslendi&#8230;<br />
</em><br />
Bunda felsefe okumamın, çok kitap okumamın payı var en çok. Sonra bir ailenin yoksul olmasıyla aydınlanmaya sırtını dönmüş olması aynı şey değil. Nice yoksul aileler ve çocukları kafalarını kitaptan kaldırmıyor&#8230; Böyle bir ailede yetişmek pek çok şeyi de beraberinde getiriyor zaten.</p>
<p><em>Ortaoyuncular sahne oyunları kadar tek kişilik oyunlarıyla da dikkat çeken bir tiyatro. Tek kişilik oyunlarınız sürecek mi bundan sonra?<br />
</em><br />
Aslında bu Ferhan Şensoy’un bir projesiydi. Rasim Öztekin ve ben de tek kişilik oyunlar yapacaktık ve üçümüz Anadolu’ya çıkıp tiyatro oynanmayan yer bırakmayacaktık. Çeşitli nedenlerle Ferhan Şensoy dışında bu tasarıyı gerçekleştiremedik. Tek Kişilik oyunlar yapmaya devam eder miyim? Tüm mesele yazmakta&#8230; Henüz kafamda tam olarak belirlenmiş, yazma aşamasına geçeceğim başka bir öykü yok. Ama tekst olursa, yazılırsa neden olmasın&#8230;</p>
<p><em>“Kötü Çocuk” Ali Çatalbaş’ın yolu açık, seyircisi bol olsun öyleyse&#8230;<br />
</em><br />
Teşekkür ederim&#8230;<br />
<strong>Cansu Fırıncı</strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/928/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/928/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/928/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/928/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/928/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/928/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/928/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/928/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/928/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/928/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/928/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/928/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/928/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/928/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=928&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/12/28/ali-catalbas-roportaji-bir-ailenin-yoksul-olmasiyla-aydinlanmaya-sirtini-donmus-olmasi-ayni-sey-degil-roportaj-cansu-firinci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/12/img_5657.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">IMG_5657</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Lili&#8217;k bir ağıt: Mayakovski&#8217;nin kalemi</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/12/22/lilik-bir-agit-mayakovskinin-kalemi/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/12/22/lilik-bir-agit-mayakovskinin-kalemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 09:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[affolarizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Lili Birik]]></category>
		<category><![CDATA[Mayakovski]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Nasıl Yazılır?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=914</guid>
		<description><![CDATA[Bloğa özel ilk affolarizma. af dileyen: Cansu Fırıncı Mayakovski silahını kaldırdı, şakağına doğrulttu, tetiği çekti, kalbinden vuruldu. Şiir polisi geride şöyle bir not buldu: Saf Şiir Yoktur! &#8220;hepinize!.. işte ölüyorum. kimseyi suçlamayın bundan ötürü. hele dedikodudan, unutmayın ki merhum nefret ederdi. anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! bağışlayın beni. iş değil bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem), ama benim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=914&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bloğa özel ilk affolarizma.<a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/12/vladimir-vladimirovic-mayakovski_9485.jpg"><img class="alignleft  wp-image-915" title="vladimir-vladimirovic-mayakovski_9485" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/12/vladimir-vladimirovic-mayakovski_9485.jpg?w=282&#038;h=179" alt="" width="282" height="179" /></a></p>
<p>af dileyen: Cansu Fırıncı</p>
<p>Mayakovski silahını kaldırdı, şakağına doğrulttu, tetiği çekti, kalbinden vuruldu.</p>
<p>Şiir polisi geride şöyle bir not buldu:<span id="more-914"></span></p>
<p style="text-align:center;"><strong>Saf Şiir Yoktur!</strong></p>
<blockquote>
<p style="text-align:center;"><em>&#8220;hepinize!..</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>işte ölüyorum. kimseyi suçlamayın bundan ötürü. hele dedikodudan, unutmayın ki merhum nefret ederdi.</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! bağışlayın beni. iş değil bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem), ama benim için başka bir çıkar yol kalmamıştı.</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>lili, beni sev.</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>hükümet yoldaş! ailem: lili brik, anam, kız kardeşlerim ve veronika vitoldovna polonkaya&#8217;dan ibarettitir; yaşamalarını sağlarsan, ne mutlu bana&#8230;</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>bitmemiş şiirleri brik&#8217;lere verin, ne lazımsa onlar yapar.</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>&#8220;bir varmış bir yokmuş&#8221;</em><br />
<em> derler hani:</em><br />
<em> aşkın küçük sandalı</em><br />
<em> hayat ırmağının akıntısına kafa</em><br />
<em> tutubalir mi!</em><br />
<em> dayanamayıp parçalandı işte sonunda</em><br />
<em> acıları</em><br />
<em> mutsuzlukları</em><br />
<em> karşılıklı haksızlıkları</em><br />
<em> hatırlamağa bile değmez:</em><br />
<em> ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.</em><br />
<em> ve sizler mutlu olun</em><br />
<em> yeter&#8221;</em></p>
</blockquote>
<p style="text-align:center;">Son köz: Şairlerin beynine ateş ederseniz onları yüreğinden vurursunuz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/914/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/914/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/914/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/914/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/914/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/914/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/914/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/914/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/914/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/914/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/914/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/914/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/914/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/914/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=914&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/12/22/lilik-bir-agit-mayakovskinin-kalemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/12/vladimir-vladimirovic-mayakovski_9485.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">vladimir-vladimirovic-mayakovski_9485</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sanat Ürkünçtür!</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/11/25/sanat-urkunctur/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/11/25/sanat-urkunctur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 21:26:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Topal]]></category>
		<category><![CDATA[Ağaç İrfan]]></category>
		<category><![CDATA[beran soysal]]></category>
		<category><![CDATA[Beril Özkoçak]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Alpay]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Ersan]]></category>
		<category><![CDATA[homoludens]]></category>
		<category><![CDATA[Oynayan İnsan Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Serkan Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sertaç Canbolat]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyma Peçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=904</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı ilk kez, ilk oyunuyla Sabahattin Ali katliamını gölge tiyatrosu teknikleri kullanarak sahneleyen Oynayan İnsan Tiyatrosu&#8217;nun broşüründe kısaltılarak yayımlanmıştır. Yazı: Cansu Fırıncı Efsaneye göre kırların, çobanların ve sürülerin tanrısı ve koruyucusu olan Pan, Sirinks isimli güzel bir periye âşık olur. Syrinks tam ona sarılacağı sırada Pan&#8217;dan kaçmak için kendisini su kamışı bitkisine çevirir, saza dönüşür. Pan, aşkı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=904&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı ilk kez, ilk oyunuyla Sabahattin Ali katliamını gölge tiyatrosu teknikleri kullanarak sahneleyen Oynayan İnsan Tiyatrosu&#8217;nun broşüründe kısaltılarak yayımlanmıştır.</p>
<p>Yazı: Cansu Fırıncı</p>
<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/11/pan1.png"><img class="alignleft  wp-image-906" title="Pan" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/11/pan1.png?w=298&#038;h=509" alt="" width="298" height="509" /></a></p>
<p><a title="Efsane" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Efsane">Efsaneye</a> göre kırların, çobanların ve sürülerin tanrısı ve koruyucusu olan Pan, Sirinks isimli güzel bir periye âşık olur. <a title="Syrinks" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Syrinks">Syrinks</a> tam ona sarılacağı sırada Pan&#8217;dan kaçmak için kendisini su kamışı bitkisine çevirir, saza dönüşür. Pan, aşkı karşılıksız bırakıldığı ve sevdiği kadının sesini artık duyamayacağı için çok üzülür. Bu güzel perinin onuruna ve ona olan aşkı için bu kamışlardan keser <a title="Balmumu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Balmumu">balmumuyla</a> yan yana yapıştırır, üfleyince ortalığa tatlı bir melodi yayılır.<span id="more-904"></span></p>
<p>Yine efsaneye göre Güneş Tanrısı olan Apollon kendiyle övünmeyi, böbürlenmeyi çok sever. Elinde bulunan altın liriyle yaptığı müzik, tanrıları, firavunları, kıralları hayran bırakmaktadır. Altından yapılma lirini ok olarak kullanan Apollon iyi bir atıcıdır da. Günün birinde kendisi gibi okçu olan Eros ile karşılaşır ve onun okçuluğunu küçümser. Eros ile dalga geçip onun kalbini kırar. Böylece Aşk Tanrısı Eros’un gazabını üzerine çeker. Eros’un kendisini beğenmiş, üstten bakan tavrının hesabını sormak için iyi bir planı vardır.</p>
<p>Eros iki ok hazırlar. Birini altın suyuna batırır ki, değdiği kimse sonsuza kadar tutkulu bir aşka yakalansın. Diğer ok ise değdiği kişinin kalbini sonsuza dek aşka ve tutkuya kapasın.</p>
<p>Apollon bir gün güzel bir su perisi olan Daphne ile karşılaşır. Eros tam bu anda altın suyuna batırdığı oku Apollon’a, diğer oku Daphne’ye fırlatır. Apollon bu güzel su perisine kara sevdaya tutulur. Daphne ise erkeklere karşı acımasız bir soğukluğa&#8230; Daphne, Apollon’dan sürekli kaçar ve onun aşkını karşılıksız bırakır. Bir gün ormanda Daphne’yle karşılaşan Apollon onun peşinden koşmaya başlar Daphne de yine kaçmaya. Fakat bu sefer kararlı olan Apollon’un elinden kurtulamayacağını anlar. Yere kapanır ve Toprak Ana’ya yalvarır: “Ört beni Toprak Ana, ne olur beni bağrına al”. Bu güzel su perisinin yakarmalarına dayanamayan Toprak Ana Daphne’yi defne ağacına dönüştürür. Apollon artık bir defne ağacına dönüşen Daphne’ye umutsuzca sarıldığında kalp atışları hâlâ duyulmaktadır. O günden sonra kara sevdaya tutulduğu kadının yapraklara dönüşen saçlarından oluşan bir taçla gezer başında ve altın lirinden Daphne’yi çağıran melodiler dökülür.</p>
<p>İşte Pan ile Apollon’un, bu iki kara sevdalı tanrının yaptıkları müzik rekabet konusu haline gelir. Keçi vücudunun üzerinde insan sureti taşıyan yarın tanrı Pan’ın su kamışından yapılan basit çalgısından yayılan ve çobanlara, halka hitap eden melodiler mi, yoksa kendini beğenmiş, seçkin, altın lirini tüm çalgılardan üstün tutan Güneş Tanrısı Apollon’un tanrılara, firavunlara, kırallara hitap eden melodileri mi daha üstündür?</p>
<p>Pan ve Apollon arasındaki bu rekabet, bir yarışmayla neticelendirilmeye karar verilir. Hakem olarak da ilk kez bir ölümlü, Frigya Kıralı Midas görevlendirilir.</p>
<p>Apollon çalgısının ancak ve ancak seçkin, müzik zevkine sahip kulaklara hitap ettiğini söylemekte, bayağı, sıradan insanların kulaklarının lirinden yayılan müziği duyamayacak olmasıyla böbürlenmektedir.</p>
<p>İki tanrı, karşı karşıya gelir ve atışmaya başlar.</p>
<p>Apollon’a göre bir ölümlü olan Kıral Midas, Pan’dan daha çok tanrıya benzemektedir.  Pan, ayaküstü yontuğu kamışla kendisini yenebileceğini sanan yabanın biridir. Sanat akıllı başlı olmalı asla çılgınlığa varmamalı, biçimi özden değerli tutmalı, coşkuyu akılla dizginlemeli, ezgiler yeryüzünde değil, göklerde dolanmalı, asla ve asla kaba olmamalıdır. Liri tanrılar yaratmıştır ve lir çalan bir müzisyen asla ve asla halkla yüzlü gözlü olmamalıdır. Apollon’a göre ölümsüz ezgilerini yalnız anlayabilen kulaklar işitecek bu yetiye erişememiş mutsuz çoğunluk ise boş bir yel duyacaktır kulaklarına değip geçen.</p>
<p>Pan ise tanrıların değil, Frigyalılar’ın yarattığı çalgıyı çalmakta, atalarının ezgilerini önemsemektedir. Ona göre müzik tini tenden koparmalı, çoşkunun dizginlerini koyvermelidir. Apollon seçkinci tavrıyla halktan kopmayı marifet saymakta oysa sanat halka yönelmelidir.</p>
<p>Apollon diklenir Pan’a “Ayaküstü yonttuğun şu kamışla mı yeneceksin beni! Kamışı yonttun çalgı mı oldu!”</p>
<p>Pan yanıtlar “<em>Çalgıya değil çalana bak sen! Sen çalgını altından döktün de ne oldu!</em>” ve sürdürür konuşmasını “<em>Ben Pan, doğanın güçlü sesi, çığlıklardan kurarım musikimi, gergin susuşlardan, kahkahalardan. Ben varım ıssız kırlarda, yitik yollarda, kayranlarda, doruklarda, yeşilin karanlıktan koptuğu anda. Hiçbir şey yoktur ortalıkta, bir şey kıpırdamaz, bir korku uyanır yüreklerde nedensiz. İşte nedeniniz: Pan. Önünü keserim yolcunun dağ yolunda. Birden büyültürüm sessizlikte yaprak hışırtılarını, böcek kımıltılarını. Seslenince ben seslenir milyon yankım, şimdi uzak, şimdi yakın, ağaçlardan, kayalardan, sulardan. Benim kimi geceleri suları ters akıtan. Her şey özgürlüğüne kavuşur türkümde. Önüme katar her şeyi sürüklerim azgın sulara. Kulak işitir. Yürek de işitir benim çarpıcı ezgilerimi. Ne ki usa gelmez, yırtıcı, ısırgan, doğanın güçlü sesi, çığlıklardan kurarım musikimi, gergin susuşlardan, kahkahalardan. İşte ben, Pan!</em>”</p>
<p>Apollon’un aşağılayıcı bakışlarına ve iğnelemelerine daha fazla dayanamayan Pan, vargücüyle üfler flütüne. Apollon, yarışmayı izleyen tanrılar, firavunlar çıkan sesten ürker ve kulaklarını tıkar. Apollon “<em>Ne yırtıcı bir sesi var şunun</em>” der.</p>
<p>Ve Pan, Apollon’u yanıtlar: <em>Sanat Ürkünçtür!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Evet, sanat ürkünçtür. Tanrılar, firavunlar, kırallar, padişahlar, tiranlar, diktatörler, oligarklar, burjuvalar, insanı insanlık dışı koşullarda yaşamak zorunda bırakan herkes için ve dahi halktan olsun olmasın, yaşadığı insanlık dışı koşullara boyun eğen, kendisini sömüren düzenin sürüp gitmesini sağlayanlar için de ürkünçtür sanat.</p>
<p>Sanat ürkünçlüğünü büyüleme yetisinden, değiştirme gücünden alır.</p>
<p>İlkel toplumlarda, ekinlerin serpilme döneminde, bugünkü sanatın kaynağını oluşturduğunu düşündüğümüz danslar yapılırdı. Kabileyi oluşturan insanlar ilkel seslerle oluşturdukları ezgiler eşliğinde çılgınca hareketlerle dans ederek ekinlerin büyümesini taklit ederlerdi. Böylece büyüledikleri ekinlerin daha hızlı boy atacağını düşünüyorlardı.</p>
<p>Elbette içinde sanatın, dinin, bilimin ve tıbbın tohumlarını taşıyan bu ritüel, dış dünyayı büyü etkisiyle değiştirmek gücüne sahip değildi. Ama elinde daha büyü(k) bir gücü barındırıyordu: O dünyayı değiştirme gücü olan kendisini, yani insanı büyüleme, değiştirme gücünü&#8230;</p>
<p>Bugün içinde yaşadığımız, karanlıklar, cahillikler çağında, İkinci Ortaçağ’da, ilkel insanı kamçılayan, coşturan, kendisinden geçiren, yaşadığı dünyayı etkileme gücü, değiştirme istenci aşılayan ve böylece yaşadığı vahşi ve ölümcül doğayı kontrol altına alarak hayatta kalmasını sağlayan büyünün gizil gücü olan sanatın yerini, insanları uyuşturan gündelik yaşantıyı yeniden üreten, uyumlulaştıran, büyüsünü ve değiştirme istencini yitirmiş, eğlencelik sanat aldı. İnsan tükenirken sanat, insanı tüketen çağın, tüketim kültürü çağının eğlence aracına dönüştü.</p>
<p>Sanat büyüsünü yitirdi!</p>
<p>Sınıflı toplumun, insanın felaketi, çürümesi ve tükenişi olduğunu görenlerin seslerine neredeyse tüm kulaklar sağır kesildi. Duyanlar da duymazdan geldi.</p>
<p>Tüm bu çürümenin, kokuşmanın, tükenişin ortasında sanat, insanı bu sefer doğanın ölümcül doğası karşısında değil, kapitalizmin tüketici doğası karşısında yok olmaktan kurtarma misyonuyla yüklenmelidir. Ve ilkel çağındaki büyü gücünü tekrar çağırmalıdır.</p>
<p>İnsanlığı kölesi durumuna getiren egemenler bilmelidir ki, bu ruh bir kez çağrıldığında kapıyı üç kere tıklamadan gelir!</p>
<p>Bu sese kulaklarını tıkayan tüm insanlık, duymazdan gelen her insan Midas’ın Eşek Kulakları’yla lanetlenmiştir. Biz sözümüzü kör kuyulara da fısıldasak, tüm insanlar bağıra bağıra bizim sözlerimizi konuşacak. Çünkü Pan’ın söylediği gibi “<em>Birden büyültürüm sessizlikte yaprak hışırtılarını, böcek kımıltılarını. Seslenince ben seslenir milyon yankım, şimdi uzak, şimdi yakın”</em></p>
<p>Yaşam teslim alındı evet. Bu esaret karşısında sessiz kalan sanat, gardiyan kesildi doğrudur. Ama kaynağını yaşamdan alan sanat henüz beyaz bayrak çekmedi.</p>
<p>Pan’ın ıslığı hâlâ kulakları çınlatıyor. Sokaklarda bir hayalet dolaşıyor. Ve yalnızca, çöküşü, çürümeyi, yok oluşu, dünyamızı yorumlamakla yetinmiyor, onu değiştirmek için mücadele de ediyor&#8230;</p>
<p>Sanat belki insanları topyekûn değiştiremez. Dünyayı da değiştiremez belki. Ama daha iyisini yapar. Tutar bir insanın dünyasını değiştirir. İşte dünyayı yalnızca ve yalnızca, dünyası değişen insanların birlikteliği değiştirebilir.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/904/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/904/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/904/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/904/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/904/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/904/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/904/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/904/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/904/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/904/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/904/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/904/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/904/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/904/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=904&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/11/25/sanat-urkunctur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/11/pan1.png" medium="image">
			<media:title type="html">Pan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Cüzzam</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/24/toplumsal-cuzzam/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/24/toplumsal-cuzzam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Sep 2011 12:12:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[kalp izi/ Denemece]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Camus]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Camus Başkaldıran İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Başkaldıran İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Cüzzam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cüzzamla Mücadele Derneği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=893</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı ilk kez bloğumda yayınlanıyor. Yazı: Cansu Fırıncı &#8220;Kendini cüzzamlıların bakımına adayabileceği gibi,    içinde insanların yakılacağı ateşleri de tutuşturabilir insan&#8221; Albert Camus, Başkaldıran İnsan &#8220;İnsanlık bir bütün olarak Cüzzam Çağı’ndadır. Yaşadığımız yüzyılda, sinir uçları tahrip edilmiş, hissizleşmiş, tepkisizleşmiş insana yakılan ağıdın makamıdır Cüzzam.&#8221;  Cüzzam. Nam-ı diğer miskin hastalığı. Ya da Kara Veba&#8230; Bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=893&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı ilk kez bloğumda yayınlanıyor.</p>
<p>Yazı: Cansu Fırıncı</p>
<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/lebbra-web.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-894" title="Lebbra-web" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/lebbra-web.jpg?w=497" alt=""   /></a></p>
<blockquote>
<p style="text-align:left;"><em>&#8220;Kendini cüzzamlıların bakımına adayabileceği gibi, </em></p>
<p style="text-align:left;"><em>  içinde insanların yakılacağı ateşleri de tutuşturabilir insan&#8221;</em></p>
<p style="text-align:right;"><em>Albert Camus, Başkaldıran İnsan</em></p>
<p><em>&#8220;İnsanlık bir bütün olarak Cüzzam Çağı’ndadır. Yaşadığımız yüzyılda, sinir uçları tahrip edilmiş, hissizleşmiş, tepkisizleşmiş insana yakılan ağıdın makamıdır Cüzzam.&#8221; </em></p>
<p><em><span id="more-893"></span></em></p></blockquote>
<p>Cüzzam. Nam-ı diğer miskin hastalığı. Ya da Kara Veba&#8230; Bir zamanların en korkutucu, en gizemli mikrobu&#8230;</p>
<p>Vücuda bulaşan mikrop, çevresel sinirlerin içerisine yerleşiyor. Bağışıklık sistemi mikropu fark eder etmez yok etmek için saldırıyor. Mikrobu yok ederken, farkında ve elinde olmadan içine yuvalandığı sinirleri de tahrip ediyor.</p>
<p>Sistem, vücuda yerleşen mikrobu yok etmek isterken, sinir sistemini de felç etmeye başlıyor.</p>
<p>İlkin küçük, pembemsi lekeler. Ardından el ve ayak parmaklarında uyuşmalar. Parlak bakır kırmızı renginde lezyonlar. Yüzde, ensede, meme başında koyu kahverengi lempromlar. Kemik dokuda derin tahribatlar&#8230;</p>
<p>Mikrop yüze yerleşirse, burun yavaş yavaş çöker çöker ve bir semeri andırır. Damak delinir, göz kapakları düşer, yüz felç geçirir, ses kısılır ve cüzzamlının suratı bir insan suratı olmaktan çıkıp bir aslanın suratını andırır&#8230;</p>
<p>Mikrop ele yerleşirse, kimi sinirler büyük oranda yıkıma uğrar ve el üzerinde çıkan koyu kabarık lekelerle birlikte bükülerek el olmaktan çıkıp bir pençeye dönüşür. Parmaklardan bazıları kendi kendine düşer&#8230;</p>
<p>Duyu sinirleri felç geçirir. Sinirlerin felç geçirdiği lekeli bölgelerde duyu ve ısı hissi yok olur&#8230;</p>
<p>Ve cüzzamlı duyarsızlaşır&#8230;</p>
<p>Ve cüzzamlı hissizleşir&#8230;</p>
<p>Ve cüzzamlı tepkisizleşir&#8230;</p>
<p>Cüzzamlı yanar ama fark etmez&#8230; Vücudundaki lekeleli, çürük bölgelerini kızgın maşayla dağlasanız hissetmez&#8230;</p>
<p>Lekeli, kabarık bir et parçasını keskin bir bıçakla vücudundan ayırsanız, ağrı duymaz&#8230;</p>
<p>Hissetmez, yanmaz, ağrımaz, acımaz&#8230;</p>
<p>Ama durup dururken ağlar&#8230; Göz kapaklarını ve gözyaşını kontrol edemez. İstemeden, bilmeden, bir damla yaş süzülüverir bir gözünden.</p>
<p>Ve aslan, pençesinin tersiyle, eğer fark edebildiyse, içinde yatan insanın akıttığı gözyaşını siler&#8230;</p>
<p>Cüzzam bulaştığı insanın sinirlerini tahrip eder. Sinirleri tahrip olan insan, yanar ama hissetmez, ağrıyı, acıyı duyumsamaz. Durmadan yanar, kanar ama fark edemez&#8230;</p>
<p>İnsanlık bir bütün olarak Cüzzam Çağı’ndadır. Yaşadığımız yüzyılda, sinir uçları tahrip edilmiş, hissizleşmiş, tepkisizleşmiş  insana yakılan ağıdın makamıdır Cüzzam.</p>
<p>Tek tek insanlarda ortaya çıkan bir hastalık olmaktan çıkmıştır.</p>
<p>Cüzzam toplumsallaşmıştır.</p>
<p>İnsanlık, sinirleri tahrip olmuş cüzzamlılar gibi, hissizleşti, tepkisizleşti.</p>
<p>Tüketim mikrobu, insanlığı çürüttü. Çürüyen insanın aklı ve vicdanı için için koflaştı ve döküldü.</p>
<p>Tüket tüket diyen “geçmiş ve şimdiki zamanın ruhu”, insan ruhunu tüketti.</p>
<p>Toplumsal cüzzam, 21. yüzyılda baş gösterdi&#8230;</p>
<p><em>Güzelleme: </em></p>
<p><em>Şüphesiz ki &#8220;o&#8221; yalnızca cüzzam hastalarını iyileştirmek için değil,</em></p>
<p><em>toplumsam cüzzamı ortadan kaldırmak içinde mücadele etti.</em></p>
<p><em>bu  yüzden &#8220;onu&#8221; Cüzzamla Mücadele Derneği&#8217;nin olduğu kadar</em></p>
<p><em>Toplumsal Cüzzamla Mücadele Derneği&#8217;nin de kurucusu ve neferi saymak lazım&#8230;</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/893/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/893/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/893/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/893/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/893/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/893/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/893/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/893/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/893/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/893/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/893/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/893/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/893/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/893/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=893&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/24/toplumsal-cuzzam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/lebbra-web.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Lebbra-web</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Merak ediyorum öyleyse varım!</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/20/merak-ediyorum-oyleyse-varim/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/20/merak-ediyorum-oyleyse-varim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Sep 2011 19:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[kalp izi/ Denemece]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorum öyleyse varım]]></category>
		<category><![CDATA[Descartes]]></category>
		<category><![CDATA[merak duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[merak ediyorum öyleyse varım]]></category>
		<category><![CDATA[Okumuş Bir İşçi Soruyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=888</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı ilk kez bloğumda yayınlanıyor. Yazı Cansu Fırıncı &#8220;Hani hepimizin çocukluğundan, mahallesinde viran, yıkılmak üzere olan ahşap evler vardı anımsadınız mı? Bir korku filmi izler gibi bakardık o evlere. Kimine göre içinde şeytan vardı, cin vardı, kimine göre eşik cini, kötü periler, hortlaklar, iki başlı yaratıklar&#8230; Bir şey vardı da ne vardı? Mutlaka öğrenmeli, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=888&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı ilk kez bloğumda yayınlanıyor.</p>
<p>Yazı Cansu Fırıncı</p>
<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/viran-ev.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-889" title="VİRAN EV" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/viran-ev.jpg?w=497" alt=""   /></a></p>
<blockquote><p><em>&#8220;Hani hepimizin çocukluğundan, mahallesinde viran, yıkılmak üzere olan ahşap evler vardı anımsadınız mı? Bir korku filmi izler gibi bakardık o evlere. Kimine göre içinde şeytan vardı, cin vardı, kimine göre eşik cini, kötü periler, hortlaklar, iki başlı yaratıklar&#8230; Bir şey vardı da ne vardı? Mutlaka öğrenmeli, bu gizemi ortadan kaldırmalıydık. Ama ya o eve girince bizi yamyamlar yerse,  kötü insanlar canımızı yakarsa, bir daha annemize kavuşamazsak ne yapardık? Ne olursa olsundu. O eve girilmeli, içerideki sır tüm tehlikeler göğüslenerek açığa çıkartılmalı, gerekirse bu uğurda can verilmeliydi.&#8221; <span id="more-888"></span></em></p></blockquote>
<p>Cogito ergo sum! Düşünüyorum öylese varım! Böyle demiş Descartes. Eyliyorum öyleyse varım, başkaldırıyorum öyleyse varım, buralara da varmış kimi düşünürler. Peki ya merak duygumuz olmasaydı, nasıl yaşardık?</p>
<p>&#8220;Merak duygusunu yitiren insan&#8221;, 21. yüzyılın insanını böyle tanımlayabilir miyiz? Kapitalizm topyekun insanlığın merak duygusunu, laboratuvar ortamlarında yok etmenin peşinde olabilir mi?</p>
<p>Merak etmeyen insan, soru sormaz, soru sormayan sorgulamaz, sorgulamayan, müdahale etmez, müdahale etmeyen eyleme geçmez, eyleme geçmeyen yıkıp yenisini kuramaz&#8230;</p>
<p>Acaba çocukluğumuzda çevremizdekileri bıktırırcasına sorduğumuz &#8220;O ne, bu ne, bunun adı ne, neden bunun adı bu, kim koymuş&#8221; gibi binlerce soru doğuran merak duygumuz, yaşımız ilerledikçe değişen hormon dengemize göre köreliyor olmasın sakın! Ama o zaman ilerleyen yaşına rağmen merak duygusunu yitirmeyen insanlarda hormonel dengesizlik olduğunu mu kabul edeceğiz?</p>
<p>Şu şiiri yazan Brecht&#8217;i merak duygusunu yitirmediği için devrimci olabilen bir sanatçı olarak değil de hormonel dengesizlik yaşayan bir hasta mı saymalıyız:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? </em><br />
<em>Kitaplar yalnız kralların adını yazar. </em><br />
<em>Yoksa kayaları taşıyan krallar mı? </em><br />
<em>Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, </em><br />
<em>kim yapmış Babil’i her seferinde? </em><br />
<em>Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar </em><br />
<em>altınlar içinde yüzen Lima’nın? </em><br />
<em>Ne oldular dersin duvarcılar </em><br />
<em>Çin Seddi bitince? </em><br />
<em>Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok! </em><br />
<em>Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler? </em><br />
<em>Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri? </em><br />
<em>Yok muydu saraylardan başka oturacak yer </em><br />
<em>dillere destan olmuş koca Bizans’ta? </em><br />
<em>Atlantik’te, o masallar ülkesinde bile, </em><br />
<em>boğulurken insanlar </em><br />
<em>uluyan denizde bir gece yarısı, </em><br />
<em>bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden. </em><br />
<em>Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz İskender? </em><br />
<em>Tek başına mı aldıydı orayı? </em><br />
<em>Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar? </em><br />
<em>E bir aşçı olsun yok muydu yanında? </em><br />
<em>İspanyalı Filip ağladı derler </em><br />
<em>batınca tekmil filosu. </em><br />
<em>Ondan başkası ağlamadı mı? </em><br />
<em>Yediyıl Savaşı’nı 2. Frederik kazanmış? </em><br />
<em>Yok muydu ondan başka kazanan? </em></p>
<p><em>Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı. </em><br />
<em>Ama pişiren kim zafer aşını? </em><br />
<em>Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam. </em><br />
<em>ama ödeyen kimler harcanan paraları? </em></p>
<p><em>İşte bir sürü olay sana </em><br />
<em>Ve bir sürü soru.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Çin Seddi&#8217;ni görüp, duyup, bilip de bu soruları sormamak mümkün mü? Merak duygusu bize Çin Seddi&#8217;ni aştırır!</p>
<p>Oysa günümüz insanı merak etmiyor. Merak duygusu kör bir usturayla hadım edilmiş sanki. Soru sormuyor. Çoktan seçmeli testlerden hoşlanıyor. mantığını kavramayı değil, formülünü ezberlemeyi tercih ediyor. Daha doğrusu günümüz insanı emperyalist merkezler tarafından böyle kurgulanıyor ve şekillendiriliyor&#8230; Anaokulundan başlayarak bütün bir eğitim sürecinde soru soran insan değil ezberleyen insan modelleniyor.</p>
<p>Oysa bizi merak etmek, soru sormak kurtarır! İnsan kalabilmek merak etmekle mümkün ancak&#8230;</p>
<p>Hani hepimizin çocukluğundan, mahallesinde viran, yıkılmak üzere olan ahşap evler vardı anımsadınız mı? Bir korku filmi izler gibi bakardık o evlere. Kimine göre içinde şeytan vardı, cin vardı, kimine göre eşik cini, kötü periler, hortlaklar, iki başlı yaratıklar&#8230; Bir şey vardı da ne vardı? Mutlaka öğrenmeli, bu gizemi ortadan kaldırmalıydık. Ama ya o eve girince bizi yamyamlar yerse,  kötü insanlar canımızı yakarsa, bir daha annemize kavuşamazsak ne yapardık? Ne olursa olsundu. O eve girilmeli, içerideki sır tüm tehlikeler göğüslenerek açığa çıkartılmalı, gerekirse bu uğurda can verilmeliydi. Merak duygusuyla yaşamaktansa, onu tatmin ederek can vermek yeğdi.</p>
<p>Mahallenin veletleri toplanır, korkuyla merak duygusu arasında git geller yaşanır, sonunda merak duygusu ağır basar, elde fenerler bir bilinmeze doğru yola çıkılırdı&#8230; Bu çekişmeden merak duygusu hep galip çıkardı.</p>
<p>Yıkılmak üzere olan ahşap evin gizemi çözülmüş sıra karşı tepedeki mağaraya gelmişti&#8230;</p>
<p>İşte çocukluğumuzdaki bu merak duygusu kısmen biyolojik değişimlerimizin etkisiyle ama daha çok &#8220;merak eden insan&#8221; istemeyen sermeye iktidarının köreltici mekanizmalarıyla törpüleniyor. Merak etmeyen, sormuyor, sormayan, sorgulamıyor, sorgulamayan eylemiyor, eylemeyen yıkıp yeniden kuramıyor&#8230;</p>
<p>Bildiğim çok korkutucu, kasvetli, viran bir ahşap konak var! İçinde in mi var, cin mi var, peri, şeytan mı var, kimsesiz sokak çocukları, tinerciler, baliciler mi var, yıllardır keşfedilmeyi bekleyen bir aile albümü mü var?</p>
<p>Var mısınız merak duygunuzu kanatana kadar kamçılayıp o konağı keşfetmeye?</p>
<p>Merak ediyorum öyleyse varım!</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/888/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/888/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/888/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/888/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/888/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/888/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/888/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/888/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/888/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/888/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/888/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/888/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/888/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/888/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=888&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/20/merak-ediyorum-oyleyse-varim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/viran-ev.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">VİRAN EV</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Şehidi</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/07/demokrasi-sehidi/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/07/demokrasi-sehidi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2011 20:32:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah ederük/güldürüklü temaşa]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi şehidi]]></category>
		<category><![CDATA[sol radyo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=882</guid>
		<description><![CDATA[Bu metin sol radyo&#8217;da radyo tiyatrosu olarak sergilendi. İlk kez bloğumda yayımlanıyor. Yazan: Cansu Fırıncı 1. Sipiker: Evet sevgili dinleyenler, bu hafta da oldukça ilginç bir konu ve konuk ile karşınızdayız. Bilim dünyasını şaşırtan, bilim adamlarını birbirine düşüren, tarihçileri derin araştırmalara gark eden, tüm dünyanın merakla beklediği demokrasi şehitlerinin hikâyesi tüm radyolardan önce sol radyoda [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=882&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu metin sol radyo&#8217;da radyo tiyatrosu olarak sergilendi. İlk kez bloğumda yayımlanıyor.</p>
<p>Yazan: Cansu Fırıncı</p>
<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/hunili-adam.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-884" title="hunili adam" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/hunili-adam.jpg?w=497" alt=""   /></a></p>
<p>1. Sipiker: Evet sevgili dinleyenler, bu hafta da oldukça ilginç bir konu ve konuk ile karşınızdayız. Bilim dünyasını şaşırtan, bilim adamlarını birbirine düşüren, tarihçileri derin araştırmalara gark eden, tüm dünyanın merakla beklediği demokrasi şehitlerinin hikâyesi tüm radyolardan önce sol radyoda sizlerle buluşuyor.</p>
<p>2. Sipiker: Demokrasi şehitleri kavramı, mahalle baskısı kavramından da daha çok tartışılacağa benziyor. Buzulların çözülmesiyle birlikte bölgeye akın eden balıkçıların oltasına takılan ve okyanus berisinde yaşanan nükleer patlama sonrasında tamamen yok olduğu düşünülen bir ülkede, tesadüfün iğne deliği hayata tutunan Demokrasi gazisiyle az sonra hepimizin merak ettiği soruları konuşacağız.<span id="more-882"></span></p>
<p>1. Sipiker: Yaklaşık olarak bir asırdır buzulların altında bozulmadan kalan ve balıkçıların büyük bir şans eseri bulduğu adam, Karasemizli bir balıkçının kendisine kalp masajı yapması ve hayat öpücüğü vermesi üzerine hayata geri döndü.</p>
<p>2. Sipiker: Karasemizli balıkçının hayat öpücüğü verdiği anda gözlerini açan adamın ilk sözleri</p>
<p>ADAM: Öpmek yok öpmek yok!</p>
<p>1. Sipiker: Oldu ve balıkçıya iki tokat aşk etti. Peş peşe patlattığı tokatların ardından</p>
<p>ADAM: Bizler Demokrasi şehitleriyiz! Kahrolsun demokrasi!</p>
<p>2. Sipiker: Diye bağıran adam derhal hastaneye oradan da dünyanın en iyi bilim adamlarından müteşekkil bir labratuvara kaldırıldı.</p>
<p>1. Sipiker:  Tüm  dünyanın merakla beklediği ve medyadan özenle kaçırılan ADAM’ı ilk kez biz yayına çıkartıyoruz.</p>
<p>2. Sipiker: Tam bir asır buzulların altında donmuş vaziyette kalan ADAM’ın en çarpıcı özelliği oldukça unutkan olması.</p>
<p>1. Sipiker: Sık sık kullandığı cümleler arasında:</p>
<p>ADAM: Dün dündür, bugün bugündür! Hayaldi gerçek oldu! Bir uyandım ki rüyaymış! İspat edemezsen namertsin! Ne zaman söylemişim? Kime söylemişim? Söylemiş miyim? Allah Allah niye söylemişim acaba?</p>
<p>2. Sipiker: Konuğumuzun yayına alınmasına sadece bir dakika kaldı. Tüm dünyanın gözü kulağı programımızda. Unutkanlığıyla dikkat çeken konuğumuzunsa unutamadığı tek şey demokrasi! Demokrasi sözü ağzından düşmüyor.</p>
<p>1. Sipiker: Demokrasi aşağı, demokrasi yukarı. Varsa yoksa demokrasi. Ona göre demokrasi bir varlık yokluk meselesi!</p>
<p>2. Sipiker: Reklamlardan sonra, Demokrasi şehidi canlı yayında!</p>
<p>REKLAM JENERİĞİ: Peskevitler çikolatalar! Benim de bir peskevitim olsa deme ne olur, nazar etme senin de olur! Bahçeli peskevitleri!</p>
<p>1. Sipiker: Evet, yayınımıza hoşgeldiniz!</p>
<p>ADAM: Demokrasi bulduk!</p>
<p>2. Sipiker: Hemen demokrasi takıntınızla başlayalım. Nedir sizin bu demokrasi ile alıp veremediğiniz? Demokrasiyi tanımlar mısınız rica etsek?</p>
<p>ADAM: Demokrasi: adı var kendi yok!</p>
<p>1. Sipiker: Bilmece gibi yani?</p>
<p>ADAM: Demokrasi: Bir meydan polisçik, eli dolu sopacık!</p>
<p>2. Sipiker: Hımmm, ilginç!</p>
<p>ADAM: Demokrasi: Yoksulun varlık sebebi! Varsılın çokluk sebebi! Varsa da yok, yoksa da var.</p>
<p>1. Sipiker: Nasıl yani?</p>
<p>ADAM: Var</p>
<p>2. Sipiker: Ee, öyleyse?</p>
<p>ADAM: da diyemem!</p>
<p>1. Sipiker: Allah Allah!</p>
<p>ADAM: Yok da diyemem.</p>
<p>2. Sipiker: Ne menem bir şey bu acaba?</p>
<p>ADAM: Varsıl varsa, yoksul çok. Varsılın varlık sebebi, yoksul. Yoksul için varlık yokluk meselesi. Yokun çoksa, varın yok! Varın çoksa yokun yok! Demokrasi varlığa varmak için yokluğu satmak! Varmak, olmak, var olmak, varoluş! Varoş! Sıpa!</p>
<p>1. Sipiker: Anlayamadım sıpa derken!</p>
<p>ADAM: Sen yok dedikçe polislerin elinde sopa! Vuruyor kafaya, basıyor yaygaraya! Evraklar gidiyor Ankaraya!</p>
<p>2. Sipiker: Ankara derken?</p>
<p>ADAM: Sivri sinek saz, Silivri, Kumburgaz!</p>
<p>1. Sipiker: Demokrasiye dönersek? Biraz daha ayrıntılı bilgi verseniz?</p>
<p>ADAM: Demokrasi de demokrasiymiş ha! Adam durmadan koyuyordu. Adam koydukça demokrasi ilerliyordu. Yani adam zevk almak için değil, ileri demokrasiye varmak için koyuyordu.</p>
<p>2. Sipiker: Adam derken kimi kast ediyorsunuz acaba, sakıncası yoksa açıklar mısınız? Tüm dünya merakla sizi dinliyor şu anda?</p>
<p>ADAM: Recebim!</p>
<p>1. Sipiker: Recebim derken, neyi kastediyorsunuz acaba?</p>
<p>2. Sipiker: Yine aynı şarkıyı mırıldanmaya başlıyor sayın dinleyiciler.</p>
<p>ADAM:  gemilerde recep var</p>
<p>bahriyeli oğlu var</p>
<p>o da gitti Amerika’ya</p>
<p>ne de kârlı şirket var</p>
<p>hadi benim recebim recebim</p>
<p>sana  kaset vereceğim</p>
<p>açmazsan internete gireceğim</p>
<p>1. Sipiker: şarkınız bittiyse konumuza dönsek?</p>
<p>ADAM: Adam zevk için değil demokrasi için koydukça birileri zevkten inliyordu.</p>
<p>-Koy, koy, daha çok koy! Demokrasi aşkına koy! Demokrasi yoluna girdik bir kere durmak yok, ileri! Suyundan da koy!</p>
<p>Adam şakşakçıları duydukça koydukça koyuyor, koymaya doyamıyordu!</p>
<p>Demokrasi de demokrasiymiş ha! Adam durmadan koyuyor, koydukça demokrasi ilerliyordu!</p>
<p>2. Sipiker: Bilim kurgu filmleri gibi!</p>
<p>ADAM: Adam gazetecileri koyuyor, demokrasi ilerliyor, bilim adamlarını koyuyor demokrasi ilerliyor, yazarları koyuyor demokrasi ilerliyor, zamları koyuyor demokrasi ilerliyor, yasakları koyuyor demokrasi ilerliyor, çiftçiyi, köylüyü, işçiyi koyuyor demokrasi ilerliyor!</p>
<p>1. Sipiker: Şaşılacak şey doğrusu!</p>
<p>ADAM: Adam koydukça vicdan duruyor, akıl duruyor, insanlık onuru duruyor, özgürlük duruyor, eşitlik duruyor, herkes donup kalıyor, demokrasi bana mısın demiyor, durmadan ilerliyordu!</p>
<p>2. Sipiker Peki, tüm bunları herkes nasıl karşılıyordu?</p>
<p>ADAM: Adam savcıyı çete üyesi diye koyuyor demokrasi durmuyor, eski emniyetçiyi devrimci diye koyuyor demokrasi durmuyor, gazeteciyi yasadışı terör örgütü üyesi diye koyuyor demokrasi durmuyor!</p>
<p>1. Sipiker: Oldukça ilginç bilgiler sunuyorsunuz doğrusu. Ne anlattığınızı tam olarak anlayamasak da büyük bir ilgi ve merakla dinliyoruz!</p>
<p>ADAM: Demokrasi de demokrasiymiş ha! Adam durmadan koyuyordu. Adam koydukça demokrasi ilerliyor, işçi inim inim inliyor, yoksul inim inim inliyor, demokrasi tam gaz gidiyor, durmak nedir bilmiyordu.</p>
<p>2. Sipiker: Biraz daha ayrıntı verseniz?</p>
<p>ADAM: Halk takatsiz kalmış, sesi soluğu kesilmişken, demokrasi ilerledikçe meclisin Ufuk’u genişliyor, zevkten ağzı dudaklarına varıyordu. Demokrasi ne özgürlük tanıyor, ne yasa tanıyor, ne hak tanıyor, ne vicdan ne de akıl tanıyordu. Yeter ki demokrasi gelişsin, her şey askıya alınıyor, yetmez ama evet diye inleye inleye demokrasi kavşakları köşelerinde, ekranlarda nidalarla zevke geliyorlardı!</p>
<p>2. Sipiker: Oldukça ilginç bir zevk anlayışınız varmış o dönemde!</p>
<p>ADAM: Demokrasi de demokrasiymiş ha! Demokrasi ilerledikçe, kodamanlar dışında herkes için her şey yok oluyordu.</p>
<p>Demokrasi ilerledikçe ilerledi, durmak nedir bilmedi! Sonunda “tam demokrasiye” nihayet  kavuştuk. Ama artık demokrasi dışında hiçbir şeyimiz kalmadı! Bileklerimizdeki zincirlerimizden başka!</p>
<p>1. Sipiker: Evet sevgili dinleyenler! Biz her ne kadar pek bir şey anlamadıysak da yaşadığımız günlerin en önemli olayına hep birlikte tanıklık ettik.</p>
<p>2. Sipiker Demokrasi şehidinin zamanla daha iyi bir duruma geleceğini ve daha anlaşılır bir biçimde derdini anlatacağını umuyoruz.</p>
<p>1. Sipiker 100 yıl donmuş vaziyette kalan ve sonra bulunup yaşama döndürülen adamın hikâyesini dinledik hep birlikte. Bir zamanlar okyanus berisinde yaşamış olanların trajedisini biraz da olsa aktarabildiysek ne mutlu bizlere. İyi akşamlar</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/882/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/882/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/882/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/882/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/882/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/882/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/882/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/882/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/882/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/882/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/882/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/882/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/882/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/882/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=882&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/07/demokrasi-sehidi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/hunili-adam.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hunili adam</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yüksek Sesle Üç Kere Okuyunuz&#8230;</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/02/yuksek-sesle-uc-kere-okuyunuz/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/02/yuksek-sesle-uc-kere-okuyunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 20:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[can su&#039;dan Havadis]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşagül Alpak]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Diktatör]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Charlie Chaplin]]></category>
		<category><![CDATA[Emin İgüs]]></category>
		<category><![CDATA[Ersin Aşar]]></category>
		<category><![CDATA[Gülsen Tuncer]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Gündoğarken]]></category>
		<category><![CDATA[Levent Ülgen]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Güner]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Susurluk Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tufan Bora]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksel Aymaz]]></category>
		<category><![CDATA[Şarlo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=876</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek Sesle Üç Kere Okuyunuz Barış! En önce asıldı bunu haykıran&#8230; Ve sen ve senin çocuğun ve kardeşin ve sevdiceğin öldürüldü savaşta en ön safta. Ve anan ve baban ve kız kardeşin daha ilk bombardımanda yüzükoyun kapaklandı yere bir daha kalkmamacasına. Oysa o barış diye haykırdı diye boynuna geçirildiğinde ilmik ya da sırtı yaslandığında gözleri [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=876&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yüksek Sesle Üç Kere Okuyunuz</strong></p>
<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/screen_shot_2011-08-30_at_1-31-44_pm.png"><img class="alignleft size-full wp-image-877" title="screen_shot_2011-08-30_at_1.31.44_pm" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/screen_shot_2011-08-30_at_1-31-44_pm.png?w=497" alt=""   /></a></p>
<p>Barış! En önce asıldı bunu haykıran&#8230;</p>
<p>Ve sen ve senin çocuğun ve kardeşin ve sevdiceğin öldürüldü savaşta en ön safta. Ve anan ve baban ve kız kardeşin daha ilk bombardımanda yüzükoyun kapaklandı yere bir daha kalkmamacasına.</p>
<p>Oysa o barış diye haykırdı diye boynuna geçirildiğinde ilmik ya da sırtı yaslandığında gözleri bağlı bir duvara susmuştu bugün cansız bir toprağın altında çürüyen bedenler&#8230;</p>
<p>Barış diye haykıran şimdi öldürüldü, susup bu cinayeti onaylayan hemen ardından senin anlayacağın&#8230;<span id="more-876"></span></p>
<p>O haykırmasaydı da senin başına gelecekti bunlar fakat bir farkla belki o yaşayacaktı daha&#8230;</p>
<p>Öyleyse üç kere yüksek sesle oku:</p>
<p><em>Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. </em></p>
<p><em>            Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.</em></p>
<p><em>            Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.</em></p>
<p><em>            Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve</em></p>
<p><em>            ayaklarımızla</em></p>
<p><em>            çıkarıldık idam sehpalarına.</em></p>
<p><em>            Herkes tanıktır ki korkmadık.</em></p>
<p><em>            İçimiz titremedi hiç.</em></p>
<p><em>            Mezar toprağı gibi taptaze</em></p>
<p><em>            Mezar taşı gibi dimdik</em></p>
<p><em>            Boynumuzu uzattık yağlı kementlere.</em></p>
<p><em>           Asıldık ey halkım unutma bizi!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Dağ gibi kara yağız birer delikanlıydık. Babamız yük taşıyarak</em></p>
<p><em>           Getirirdi aşımızı ekmeğimizi.</em></p>
<p><em>           Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler</em></p>
<p><em>           Mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan</em></p>
<p><em>           Binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde taşıyarak katıldık </em></p>
<p><em>          O büyük kavgaya.</em></p>
<p><em>          Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, asıldık.</em></p>
<p><em>         Vurulduk ey halkım unutma bizi!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi </em></p>
<p><em>           Akardı göz bebeklerimizden.</em></p>
<p><em>           İşkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük</em></p>
<p><em>          Yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Utanmadılar </em></p>
<p><em>          İnsanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.</em></p>
<p><em>          Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>          Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı.</em></p>
<p><em>          İşkence hücrelerinde sabahladık. İsteseydik diplomalarımızı</em></p>
<p><em>               Mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Doktorduk,</em></p>
<p><em>               Mimardık, mühendistik, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız,</em></p>
<p><em>               Arabalarımız olurdu isteseydik. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı.</em></p>
<p><em>               Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik </em></p>
<p><em>                Topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.</em></p>
<p><em>                Öldürüldük ey halkım. Unutma bizi!</em></p>
<p><em>               </em></p>
<p><em>               Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. </em></p>
<p><em>               Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük.</em></p>
<p><em>               Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük.</em></p>
<p><em>               İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük.</em></p>
<p><em>               Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan</em></p>
<p><em>               İşçiler, sizin için öldük.</em></p>
<p><em>               Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım.</em></p>
<p><em>               Unutma bizi!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>               Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi!</em></p>
<p><em>               Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım,</em></p>
<p><em>               Unutma bizi!</em></p>
<p><em>               Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi ey halkım,</em></p>
<p><em>               Unutma bizi!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>               Unutma bizi!  Unutma bizi!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Yüksek sesle oku, haykır, çığlık at çünkü “unutma bizi” hiç bu kadar hesap sorar bir duyguyla, yüze çarpılan soğuk su, yanağa atılan bir tokat gibi söylenmemişti.</p>
<p>Nâzım Oyuncuları 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Susurluk’ta narına yandığı halkın karşına geçip olanca cesaretiyle bunu yapana kadar.</p>
<p>Siz bizi unutmazsınız! Barış diyip en önce düşen unutulamaz!</p>
<p>Savaş başlayınca ilk kurşunda düşen savaş başlamadan barış diye haykırıp darağacında can vereni unutmaya muktedir değildir. Halk kendisi için mücadele edeni yaşatamadıysa eğer unutturmamaya yazgılı, unutturmamaya mahkûmdur!</p>
<p>Ya da Nâzım Oyuncuları halkını buna mahkûm etmiştir!</p>
<p>Yannis Ritsos’dan, Ataol Behramoğlu’na dünyanın tüm şairlerinin barış sözcükleriyle Metin Coşkun, Orhan Aydın, Levent Ülgen, Gülsen Tuncer, Ayşegül Alpak yanlarında Emin İgüs ve Grup Gündoğarken’in ezgileriyle birlikte barışı tınladılar Susurluk’ta.</p>
<p>Bir kamyon gibi çarptılar karanlığa, yobazlığa, sömürüye geçit verenlerin kafasına&#8230;</p>
<p>Hele de Şarlo’nun Büyük Diktatör filminden aldıkları sahneyi sesledikleri sahne insanı iliklerine kadar titreten cinstendi:</p>
<p><em>“Ben İmparator olmak istemiyorum. Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum.</em></p>
<p><em>Bu dünyada herkese yer var ve toprak herkesi yaşatacak kadar bereketli. Ama açgözlülük insanların ruhunu zehirledi. Dünyayı bir nefret kuşağıyla kuşattı. Bolluk getirmesi gereken sanayileşme bizi yoksul kıldı. Belki çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>İnsanlardaki bu nefret geçecek, diktatörler yok olacak, güç halkın eline geçecektir.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>İnsanlar! Nefret etmeyin. Yalnızca sevilmeyenler ve doğaya aykırı olanlar nefret eder.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Güce siz sahipsiniz, makinaları yapan, mutluluğu yaratacak olan güce. Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce siz sahipsiniz, bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirebilecek sizsiniz.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Öyleyse bu gücünüzü kullanın; yeni bir dünya için, insanca bir dünya için birleşin! Herkese çalışma şansı veren, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik veren bir dünya için birleşelim. Sınırlar olmadan yaşayabilmek, hırstan, nefretten ve hor görüden kendimizi arındırmak için.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Haydi İnsanlar! Bilimin ve gelişmenin insanların tümüne mutluluk getireceği bir, dünyaya kavuşmak için.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Haydi İnsanlar, harekete geçin!!”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başka söze gerek var mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Barış Barış Barış: Dünya Şairlerinin Dizeleriyle, Şiirli Şarkılı Görüntülü Gösteri.</p>
<p>Sunan: Nâzım Oyuncuları</p>
<p>Yöneten: Orhan Aydın</p>
<p>Derleyen: Metin Coşkun</p>
<p>Araştırma: Cansu Fırıncı</p>
<p>Seslendirenler: Metin Coşkun, Orhan Aydın, Gülsen Tuncer, Levent Ülgen, Ayşegül Alpak</p>
<p>Müzisyenler: Emin İgüs, Grup Gündoğarken, Murat Güner</p>
<p>Video Tasarım: Tufan Bora</p>
<p>Işık Tasarım: Yüksel Aymaz</p>
<p>Video Uygulama: Ersin Aşar</p>
<p>Organizasyon: Susurluk Belediyesi</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/876/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/876/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/876/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/876/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/876/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/876/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/876/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/876/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/876/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/876/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/876/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/876/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/876/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/876/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=876&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/02/yuksek-sesle-uc-kere-okuyunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/screen_shot_2011-08-30_at_1-31-44_pm.png" medium="image">
			<media:title type="html">screen_shot_2011-08-30_at_1.31.44_pm</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Şarlo&#8217;nun çağrısı&#8230;</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/02/sarlonun-cagrisi/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/02/sarlonun-cagrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 02:45:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serseri Ruhlar Reyonu-Sevdiğim(iz) Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Diktatör]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Diktatör filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Chaplin-Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[Charli Chaplin]]></category>
		<category><![CDATA[Şarlo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=871</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ben İmparator olmak istemiyorum. Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum. Bu dünyada herkese yer var ve toprak herkesi yaşatacak kadar bereketli. Ama açgözlülük insanların ruhunu zehirledi. Dünyayı bir nefret kuşağıyla kuşattı. Bolluk getirmesi gereken sanayileşme bizi yoksul kıldı. Belki çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz. İnsanlardaki bu nefret geçecek, diktatörler yok olacak, güç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=871&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/charlie-chaplin-classic-movies-5405209-1024-768.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-872" title="Charlie-Chaplin-classic-movies-5405209-1024-768" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/charlie-chaplin-classic-movies-5405209-1024-768.jpg?w=497" alt=""   /></a></p>
<p>&#8220;Ben İmparator olmak istemiyorum. Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum.</p>
<p>Bu dünyada herkese yer var ve toprak herkesi yaşatacak kadar bereketli. Ama açgözlülük insanların ruhunu zehirledi. Dünyayı bir nefret kuşağıyla kuşattı. Bolluk getirmesi gereken sanayileşme bizi yoksul kıldı. Belki çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz.</p>
<p>İnsanlardaki bu nefret geçecek, diktatörler yok olacak, güç halkın eline geçecektir.</p>
<p>İnsanlar! Nefret etmeyin. Yalnızca sevilmeyenler ve doğaya aykırı olanlar nefret eder.</p>
<p>Güce siz sahipsiniz, makinaları yapan, mutluluğu yaratacak olan güce. Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce siz sahipsiniz, bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirebilecek sizsiniz.</p>
<p>Öyleyse bu gücünüzü kullanın; yeni bir dünya için, insanca bir dünya için birleşin! Herkese çalışma şansı veren, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik veren bir dünya için birleşelim. Sınırlar olmadan yaşayabilmek, hırstan, nefretten ve hor görüden kendimizi arındırmak için.</p>
<p>Haydi İnsanlar! Bilimin ve gelişmenin insanların tümüne mutluluk getireceği bir, dünyaya kavuşmak için.</p>
<p>Haydi İnsanlar, harekete geçin!!&#8221;</p>
<p>Şarlo.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/871/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/871/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/871/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/871/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/871/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/871/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/871/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/871/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/871/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/871/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/871/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/871/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/871/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/871/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=871&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/09/02/sarlonun-cagrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/09/charlie-chaplin-classic-movies-5405209-1024-768.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Charlie-Chaplin-classic-movies-5405209-1024-768</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Metin Coşkun Röportajı: ‘İnsana olan güveni ayakta tutmalıyız’ (Röportaj: Cansu Fırıncı)</title>
		<link>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/08/09/%e2%80%98insana-olan-guveni-ayakta-tutmaliyiz%e2%80%99/</link>
		<comments>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/08/09/%e2%80%98insana-olan-guveni-ayakta-tutmaliyiz%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Aug 2011 13:16:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cansufirinci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar-söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Tunç Tatoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Onay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://cansufirinci.wordpress.com/?p=864</guid>
		<description><![CDATA[Bu röportaj kultur.sol.org.tr sitesinde yayımlandı. Röportaj: Cansu Fırıncı &#8220;Çünkü insanın zenginliği sadece parayla ölçülebilir oldu. Parası çok olan her anlamda kabul gördü, saygı gördü. Parası az olan da salak muamelesine tabi tutuldu. Trilyonlarla oynayan biri değerli de, Curie değerli değil. Böyle bir dünyaya geldik. Bunu aşmanın yolu nedir? Devrim yapacağız işte başka çare yok.&#8221; Memleketin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=864&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportaj kultur.sol.org.tr sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Röportaj: Cansu Fırıncı</p>
<div id="attachment_865" class="wp-caption alignleft" style="width: 308px"><a href="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/08/284584_153398524739008_140517132693814_320574_5610609_n.jpg"><img class="size-full wp-image-865" title="284584_153398524739008_140517132693814_320574_5610609_n" src="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/08/284584_153398524739008_140517132693814_320574_5610609_n.jpg?w=497" alt="Metin Coşkun, Tunç Tatoğlu, Yılmaz Onay"   /></a><p class="wp-caption-text">Metin Coşkun, Tunç Tatoğlu, Yılmaz Onay</p></div>
<p><em>&#8220;Çünkü insanın zenginliği sadece parayla ölçülebilir oldu. Parası çok olan her anlamda kabul gördü, saygı gördü. Parası az olan da salak muamelesine tabi tutuldu. Trilyonlarla oynayan biri değerli de, Curie değerli değil. Böyle bir dünyaya geldik. Bunu aşmanın yolu nedir? Devrim yapacağız işte başka çare yok.&#8221;</em></p>
<p><strong>Memleketin hâli ortada. Bu tabloda sanat ne yana düşer? Yani sanatın bu ortamda, böyle bir ülkedeki konumu nedir size göre?</strong><br />
Herkesin söylediği bir laftır ya, sanat muhaliftir. Bu muhalefetini çeşitli biçimlerde ifade etmeye çalışır. Ama sanat dediğiniz zaman benim gözümün önüne çok homojen bir yapı gelmiyor. Çok değişik kanallarda yürüyen sanat disiplinleri var. Bunların bir kısmı, söylediğin düzenle fevkalâde uyum sağlamayı başarabiliyor, bir kısmı yaşayabilecek kadar idare ediyor, bir kısmı da yok olma yolunda sürüklenip gidiyor. Sanatın iktidarı değiştirme, siyaseti dolaysız olarak yönlendirme gibi bir gücü yok. Olmadı, hiçbir zaman da olmayacak, olmasın da zaten. Siyaseti yönlendirme gücü kitlelerindir, onların politik örgütünün işidir. Ama sanat bir toplumsal yapıyı oluşturma yolunda hizmet verebilir.<span id="more-864"></span></p>
<p>Çok tartışıldı, hâlâ da gündeme gelir. Sanat bir araç mıdır? Yani ideolojinin toplumsal olarak yaygınlaştırılması için kullanılacak bir araç mıdır? Yoksa sanat tek başına kusursuzdur ve tek başına bir amaç mıdır? Bu hâlâ zaman zaman gündeme gelse de biliyoruz ki, hiçbir ressam, “Ben bir resim yapayım” diye başlamaz tablosuna, “Şu resmi yapayım” diye başlar. O resmi yapacağını bilerek ya da planlayarak başlar. Çünkü söyleyecek bir şeyi vardır sanatçının, onun için yapıyordur. Ortaya çıkacak iki üç tane nota, akor, sanatçının içindeki birikimi aktarmak için kullandığı bir araçtır. Evet, o anlamda bir araçtır ama, bir afiş ya da basit bir propaganda aracı düzeyinde de düşünülmemeli sanat. Ama sanat nasıl müdahale etmeli? Dediğim gibi çeşitli sanat performanslarının kendi içinde yapacağı şeyler var.</p>
<p>Ben tiyatronun içinde olan bir insan olarak tiyatronun çok fazla büyütülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Yani tiyatronun toplumsal yaşam içinde bir yeri ve kapasitesi vardır. O kapasite nispetinde toplumsal yaşamın ileriye doğru evrilmesine hizmet edebilir. Önemli olan sanatçıların sadece sanatlarıyla değil, kişilikleri ve tavırlarıyla da toplumsal yaşamda yer almalarıdır. Bunu da bir miktar görüyoruz. Sanatçı açısından çok umutsuz görmüyorum bizim ülkemizde durumu. Hiç değilse bir şeylerin içinde olma çabası var. Bu bile bir şeydir ve buradan yakalanıp bir yerlere gidilebilir. Örneğin birlikte yaşadığımız Devrimden Sonra filmi çalışması var. Farklı yerlerden, farklı düşüncelerden insanlar böyle bir çalışmaya destek verebiliyor, içinde olabiliyor. Ama sanata yapabileceğinden fazla misyon yüklememeye de dikkat etmek lazım herhalde.</p>
<p><strong>İnsanın kendisini, aklını, kalbini, mücadelesini diri tutabilmek için umuda ihtiyacı var, umudu olmayan insan mücadele etmez. Siz o umudu diri tutmaya çalışan bir sanatçı olarak, icra ettiğiniz sanat ile umut yaratmak arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz?</strong><br />
“Ben şu oyunu yaparsam kitlelerde umut yaratırım” gibi bir ön veriyle hareket ettiğin zaman hep o noktaya varamayabilirsin. Nasıl bir ilişki var, onu ben de çok bilmiyorum. Yapılan işin yazarından başlayarak, daha sonra rejisöründen ve oyuncalarından başlayarak bir umut yaratması beklenebilir. Belki umut yaratmayacak kadar karamsar olan bir şey de bir başka şekilde umuda hizmet eder, insanların önünde bir perspektif açar. Yani bu her zaman aynı şey olmayabilir, formüllere oturtmak kolay değil. Üretilen her eser kitlelerde umut yaratır ya da “Şöyle yaparsan yaratır, böyle yaparsan yaratmaz” gibi reçeteler olduğunu sanmıyorum ben.</p>
<p>Ama galiba işimizin en önemli parçası bu. İnsanlardaki umudu ve insana olan güveni ayakta tutmak. Bunu ne kadar başarıyoruz, içerden değerlendirmek zor. Ama sonuçta yapılan işler karamsar da olsa, insanları tebessüm ettirecek mizah duygusuna da sahip olsa umut yaratacak bir sonuca gitmeli. Çünkü bunun yaratıcıları umut taşıyorlar yüreklerinde ve aktarıyorlar. Bunu ne kadar başardıklarını seyircinin bakışıyla değerlendirmek lazım.</p>
<p><strong>İşin bir de şu boyutu var. Sanatçılarla ilgili insanların kafasında oluşmuş ve katılaşmış çok fazla fikir var. Bunlardan bir tanesi, “sanatçı bencildir, bireycidir, kaprislidir.” Bu, kolektif üretim kültürünün neresinde duruyor, bu konuda ne gibi tavsiyeleriniz var özellikle genç sanatçılara ve sanatseverlere?</strong><br />
Sanatçı tanımı çok karmaşık ve bulanık bir tanım olduğu için, “Sanatçı kaprisli olur, bencil olur” gibi genellemeler yapmak çok kolay olmayabilir. Ama en azından şunu söylemek mümkün, bir sanatçı yaptığı şeyin beğenilmesini ister. Bu hiçbir şekilde şaşmaz. Kim olursa olsun, ne yaptıysa yapsın ürettiği şeyin beğenilmesini ister. Bu her sanatçının içinde olan bir şeydir. Bu bencillik aşamasına gelir mi? Bu sanatçının kişiliğinde olan bir şey. Ama yaptığı işin beğenilmesini her sanatçı ister.</p>
<p>Bir de çok farklı sanat disiplinleri var. Bir kişiyle yapılan sanat var, toplu olarak yapılan sanatlar var. Tek bir kişinin yaptığı sanatta ilk ve son imzayı o bir kişi atıyor. Toplu olarak yapılan sanatlarda çok fazla insanın emeği var. Sözgelimi tiyatroda önce bir yazar var, sonra rejisör var, oyuncular var, müzisyenler var, dansçılar var, dekoratör, kostüm, makyaj vs. bir sürü katkıyla oluşuyor. Dolayısıyla ortaya çıkan işin bir parçası olmak bana hep yeterli oldu. Bir star olmak, hep birinci olmak gibi şeylere çok kendimi kaptırmadım ama bu kişisel bir şey. Bunu yapan sanatçılara da saldırmamak lazım.</p>
<p>Sonuçta bir sanatçı kendini beğendirmeye çalışır. Ama kendi arasındaki uyumu yakalayabilmişse o grup, gerçekten o grubun bir parçası olarak, çarkın bir dişlisi olarak gelinen noktadan gurur duymak ve bundan haz almak mümkün. Ben bunu yaşıyorum. Tabii ki seyirci oyunu beğendiği kadar beni de beğenirse bundan da memnuniyet duyarım, bunda bir terslik yok. Ama sonuçta toplu yapılan üretimlerde, kendinden önce yapılan işin sağlığını düşünmek lazım. Ne için yapıldığını, nasıl yapılması gerektiğini ve buna neresinden ne kadar katkı koymak gerektiğini bilmek, hesaplamak ve bu işin bir parçası olmak beni tatmin ediyor.</p>
<p><strong>Bir yerden baktığımızda, tiyatro bütün sanatların bileşkesidir aslında. İçinde müzik var, şiir var, resim var, hatta mimari var. Pek çok sanatsal disiplinin bir araya gelmesiyle oluşan, o sanatsal disiplinlerini kendi içinde eriten bir sanattan söz ediyoruz tiyatrodan konuşurken. Ama tiyatronun kendi örgütlülüğüne baktığımızda aynı başarıdan bahsedemiyoruz. </strong><br />
Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı demek belki oturacak bu durumda. Tiyatrocuların örgütlenmesi hep sorunludur. Kendi aralarından bir örgüte yönelme denemeleri oldu geçmişte. Başarılı olanlar da oldu. Ama uzun sürmedi. Kimini 12 Eylül kesintisinden sonra bir daha yakalayamadık.</p>
<p>Sanat ortamında örgütlenmek herhangi bir işkolunda örgütlenmekten daha zor. Az önce konuştuğumuz gibi sanatçıların değişik bakış açıları da var. Bunlar kendilerine “bencil ve kaprisli” denmesine neden olacak kadar dikkat çekici olabiliyor bazen. Bu ortamda örgütlenmek çok kolay olmuyor. Bir de klasik bir söz vardır ya, her koyun kendi bacağından asılır meselesi; bu sanat ortamında biraz daha fazla geçerli galiba.</p>
<p>Bir şekilde örgütlenecekler, başka çare yok. Ama bunun karşısındaki zorluklar, tiyatrocuların kendilerinden kaynaklanan zorluklar değil. İşin doğasından kaynaklanan zorluklar da var. Bu tür örgütlenmelere sosyal devlet kavramına yakın devletler ağır kapitalizmin uygulandığı ülkelerde de olsa bu örgütlenmelerin gerçekleşmesini sağladılar. Biz de bir türlü sağlanamıyor. Ya bakanlık katından desteklenecek bir örgütlenmeye kimse güven duymuyor. Ben de güven duymuyorum. Böyle bir devletin insanların çıkarları için bir örgütlenmeyi desteklemesi söz konusu olamaz. Ancak ona köstek olabilir. Dolayısıyla tiyatrocuların kendileri yapabilirse yapacaklar, yapamazlarsa böyle sürünmeye devam edecekler. Başka da bir yolu yok bu işin.</p>
<p><strong>Tiyatroculardan bahsederken, neden kolektif üretim kültürü, dayanışma yerine bireysel rekabet daha fazla önce çıkıyor ve konuşuluyor? Buna mahkûm mu bu alanda üreten insanlar? </strong><br />
Çıkamaz değil. Çıktığı olmuştur. Bunun yaşandığı durumlar da olmuştur. Bu hem kişilerin kendi iç disiplinine, tiyatroya bakışında tutarlılığı geliştirmiş olmasına bağlı, hem de başka birçok etkene. Benim içinde olduğum bazı oyunlarda bunun yakalandığını biliyorum. Benim içinde olmadığım bazı oyunlarda da yakalandığını biliyorum zaman zaman. Dediğim gibi, çok popüler olan futboldan örnek verirsek, “Önemli olan takımın galip gelmesi, kimin gol attığı önemli değil” der ya herkes. Ama gol atan önemli, çok önemli. Onun için de herkes gol atmaya çalışıyor. Tiyatroda golün karşılığı neyse onu yapmaya çalışıyor herkes. Dikkat çekmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu dengeyi oluşturmak lazım. Elbette yarış içindeyiz. Sporda da böyle, sahne sanatlarında da böyle. Daha iyiyi yapmanın peşindeyiz hep beraber. Ama daha iyi yapmayı, yanımızdakileri faulle durdurarak başarmayacağız. Gerçekten onurlu bir şekilde, onurlu yollarla daha iyi yapma yarışının içinde olacağız. Bu daha iyi yapmanın, önce sahnedeki esere hizmet etmesini göz önüne alacağız. Bu bir eğitim süreci. Sadece eğitim değil, aynı zamanda motivasyon süreci. Ve motivasyon çalıştığın tiyatroyla, oyunla, rejisörle, arkadaşlarınla alakalı olabilir ama imkansız değil ve bunun bir çok örneğini gördük.</p>
<p><strong>Sağcı bir sendikanın bir araştırması var. Buna göre, bir Japon yılda 20 kitap okuyor. Türkiye’de iki yılda bir kitap&#8230;</strong><br />
Yazabilmek için önce bir birikim lazım. Karakter oluşturmak diyoruz ama, yazarak oluşturuyorsun karakteri, romanda da tiyatroda da. Yeterli birikimin yoksa hiçbir şansın yok. Yeterli birikimin varsa bile, büyük, dramatik çatışmaların içinde olmak önünü açıyor yazarların. Böyle düşünüyorum.</p>
<p>Büyük savaşlar, büyük açlıklar, büyük kırımlar, büyük devrimler… Ya da insanlığı sarsan büyük şeyler büyük karakterleri ortaya çıkartıyor. Durup dururken büyük karakter ortaya çıkmıyor. Bir köle ayaklanması olacak ki, Spartaküs diye biri ortaya çıkacak. Büyük toplumsal değişimler karakterlerin yaratılmasını tetikliyor diye düşünüyorum. Bir Anna Frank karakteri, Nazilerin Hollanda’daki namussuzluğu olmasa böyle bir karakter olmayacaktı. Şartlar biraz oluşturuyor.</p>
<p>Ama şartlar yerinde olsa bile, yeterli bilgi birikimi olmayan, okumayan toplumlarda yazmak da mümkün değil. Rakamlar ortada. Okumayan bir toplumuz. Giderek de bu okumama eylemi neredeyse onurlu, erdemli bir şeymiş gibi düşünülüyor. 12 Eylül’de, Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmeni olan zâtın yeğenini siyasi bir nedenden ötürü tutukladılar. Ve onu savunmak için bir genel sanat yönetmeni şunu demişti: “Ya o çok iyi bir çocuktur, kitap bile okumaz.” İşte, kitap bile okumamak erdem oldu bu ülkede dönem dönem. Hâlâ da öyle. “Aman, ne okuyacağım ya, trişkadan işler. Şu bankamatiği nasıl dolandırırım öğretiyor mu? Öğretmiyorsa okumanın da gereği yok.” Çünkü insanın zenginliği sadece parayla ölçülebilir oldu. Parası çok olan her anlamda kabul gördü, saygı gördü. Parası az olan da salak muamelesine tabi tutuldu. Trilyonlarla oynayan biri değerli de, Curie değerli değil. Böyle bir dünyaya geldik. Bunu aşmanın yolu nedir? Devrim yapacağız işte başka çare yok.</p>
<p><strong>Bugün ne yapılmalı?<br />
</strong>Net olarak tavır almaktan çekiniliyor. Tiyatro yazarlığında da böyle, edebiyatta da böyle. Tabii ki istisnaları dışarıda tutmak gerekir, ama sonuçta karşı çıkmayan bir sanat ileri bir sanat olamaz hiçbir zaman. Karşı çıkacak, karşı tezlerini koyacak ve insanları iyiye, doğruya, güzele, insana doğru yönlendirecek. Bunu yapması gerekir. Bunu yapmıyor. Yapmayınca ne oluyor? Nobel alıyor. Ama onun aldığı Nobel ile Dario Fo’nun aldığı Nobel aynı Nobel mi acaba?</p>
<p>Nasıl bir noktada bunun doğru bir yere doğru evrilmesini sağlayacağız, onu da bilmiyorum ama, herkesin elinden gelenden fazlasını yapması lazım şu çok kritik aşamaları geçebilmemiz için. Sanatın ve özelinde tiyatronun mutlaka çok ciddi bir karşı duruş, çok ciddi bir tavır alma, çok ciddi bir eleştiri barındırmasının ön şart olduğunu düşünmüyorum. Bunu dışında bir çok örnek var tiyatro tarihinde. Ama bugün, bu bir görev haline geliyor. Çünkü fazla zamanımız kalmadı. Ülke maddi zenginlikleri ve motivasyonu açısından bitmiş, tükenmiş bir hale gelmeden müdahale edilmesi gerekir. Bu bakımdan herkesin elindeki cephanenin doğru şekilde kullanılması gerektiğini düşünüyorum, özellikle şu aşamada. Ve öneriyorum bunu. Bir çıkış yolu için çaba göstermeliyiz.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/cansufirinci.wordpress.com/864/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/cansufirinci.wordpress.com/864/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/cansufirinci.wordpress.com/864/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/cansufirinci.wordpress.com/864/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/cansufirinci.wordpress.com/864/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/cansufirinci.wordpress.com/864/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/cansufirinci.wordpress.com/864/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/cansufirinci.wordpress.com/864/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/cansufirinci.wordpress.com/864/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/cansufirinci.wordpress.com/864/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/cansufirinci.wordpress.com/864/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/cansufirinci.wordpress.com/864/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/cansufirinci.wordpress.com/864/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/cansufirinci.wordpress.com/864/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=cansufirinci.wordpress.com&amp;blog=666140&amp;post=864&amp;subd=cansufirinci&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://cansufirinci.wordpress.com/2011/08/09/%e2%80%98insana-olan-guveni-ayakta-tutmaliyiz%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8bd1cf2e562782cee7cab6c779c4eae0?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cansufirinci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://cansufirinci.files.wordpress.com/2011/08/284584_153398524739008_140517132693814_320574_5610609_n.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">284584_153398524739008_140517132693814_320574_5610609_n</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
